x
Menü
Hesabım
Şifremi Unuttum
Kayıt Ol
Sepetim
Bölüm 8: Sayısal (Dijital Fotoğrafçılık)
30.10.2024

Bölüm 8: Sayısal (Dijital Fotoğrafçılık)

Dijital Fotoğrafçılık: Sayısal Teknoloji ve Gelişim

Bölüm 8

Sayısal (Dijital Fotoğrafçılık)

GİRİŞ

Günümüzde önemli bir belge ve sanat formu hâline gelen fotoğraf analog fotoğrafçılık sonrası teknolojinin ilerlemesiyle birlikte çok büyük bir değişime imza atmıştır. Bu değişimi oluşturan en büyük faktör, fotoğraf makinesi ve film ayrılığının makine içerisinde bütünleştiğini, sabitlendiğini görüyoruz. Bu teknolojik gelişimle birlikte makineler içerisine film yerine, görüntü algılayıcı (sensör) dediğimiz ışığa duyarlılık gösteren ve optik olarak algılanan görüntüyü elektronik sinyallere dönüşümünü sağlayan parçalar yerleştirilmiştir. Filmin yerini alan algılayıcının makine ile bütünleşmesi, sayısal bir yazılımla desteklenmesi ve görüntünün sayısal kaydının yapıldığı bu yeni nesil makinelere Sayısal fotoğraf makinesi diyoruz. Bu makineleri kullanması analog makinelere kıyasla çok daha kolay olduğu söylenebilir. Tamamen bir bilgisayar gibi çalışır. Sonuç olarak yeni nesil sayısal fotoğraf makineleri, filmsiz/banyosuz fotoğraflarla kullanıcıyla buluşmuş, kucaklaşmış ve adına sayısal fotoğrafçılık diyeceğiniz heyecanlı bir devrin açılmasına neden olmuştur.

SAYISAL TEKNOLOJİ VE SAYISAL FOTOĞRAF

150 yıl boyunca kimyasal fotoğrafın gerçekliğin temsil edilmesinde önemli bir yeri olduğu biliniyor. Bugün fotoğraf makineleri sayısal teknolojiler sayesinde filmsiz, banyosuz fotoğraflar üretebilir hale gelmiştir. Teknolojik devrim ve internetin bulunuşu, yaygınlaşması beraberinde yeni bir dünya düzeni getirdi. Sayısal teknolojilerin medya, iletişim ve telekomünikasyon alanlarına kattığı yenilikler bu alanlarda köklü değişimleri de beraberinde insanlığa sunmuştur. “Sayısal Çağ” olarak da nitelendirilen ve özellikle 1990’lı yıllardan günümüze değin geçen dönemde, bilgisayar teknolojisinin hemen her alanda kullanılmaya başlanılmasıyla birlikte, dijital teknolojinin olanaklarından ve getirdiği yeniliklerden olumlu yada olumsuz olarak en çok etkilenen alanlardan biri de fotoğraf olmuştur. 20. yüzyıl çok yeni teknolojik oluşumların ortaya çıkmasıyla tamamlandı. Bu elektronik dünyanın bütün algı, muhakeme ve zihin yapımızı kökten değiştirecek bazı yenilikler geliştirmesiyle ilgiliydi. Nasıl 20. yüzyıl mekanikleri modernizmin temellerini meydana getiriyorduysa, 20. yüzyılın sonunda başlayan ve gelişmesini hala heyecanla izlediğimiz 1980 sonrası mekanikler de aynı şekilde postmodern dünyanın temellerini atıyordu. Bu sürecin bugün henüz başlangıç evresinde olduğumuzu ve gitgide daha şaşırtıcı oluşumların bizi beklediğini rahatlıkla söylemek mümkündür.

Sayısal ve internet teknolojilerinin insanlığı getirdiği noktaya ironiyle bakılacak olursa iki tür dünyada yaşıyorsunuz. Birincisi, elmayı dalından koparttığınız, ısırdığınız ve dokunabildiğiniz yani içinde bulunduğunuz gerçek dünya; ikincisi ise, her geçen gün etkisini artıran, bilgisayarla, tabletle, akıllı telefonlarla vaktinizin büyük bölümünü geçirdiğiniz, caddede, kafede, toplu taşıma araçlarında, istasyonlarda insanların iletişim kurduğu, alışveriş yaptığı, geçimini sağladığı sanal dünya.

Bu iki dünya arasında yani “gerçek dünyadan sanal dünyaya geçişi görsel olarak sağlayabilen tek şeyin FOTOĞRAF ve HAREKETLİ GÖRÜNTÜ” olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekliği sanala taşıyan fotoğraf, sosyolojik, toplumsal ve kültürel anlamda yeni bir dil, yeni bir gerçeklik dayatmaktadır; bu dile “Görselin Dili” diyebiliriz. Konuyu fotoğrafladığınız andan itibaren, sensöre düşen görüntü bir-sıfırbir (1.0.1) diline çevriliyor, yani sanal dünyanın dili olan sayısal dile çevriliyor ve gerçeklik orada sanal bir gerçekliğe ulaşmış oluyor

Buradan baktığımızda, son dönemlerde fotoğraf sanal dünyanın içinde inanılmaz bir yer bulduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenlerden bir tanesi yaşamın hızı ve yoğunluğunda olan insanlar artık uzun metinleri, yazıları okuyamıyorlar. Yapılan araştırmalarda ekranlardan okunan uzun metinlerden sonra, yazılar kamaşmaya başlıyor ve insan gözü fizyolojik olarak zorlanıyor. Özellikle tablet ve mobil cihazlarda yazı puntolarının küçüklüğü ve ortam ışığının sabitlenememesinden ötürü metin okuma olanaklarımız kısıtlanıyor. İkincisi ise sanal dünyada tüm dünyayla iletişim kurabilmek için İngilizce, Fransızca, Türkçe ya da Çince gibi en az bir yabancı dil veya diller bilmek gerekiyor; bu dillerin hepsini öğrenmemiz mümkün değildir. Tüm dünya görmeye başlamıştır ki iletişimin en temel ve etkili olan yeni dili “görselin dili” hâline gelmiştir. İnsanlar artık söyleyeceklerini metinle değil, fotoğrafla söylemeye başlamışlardır. Sosyal medyada kullanıcıya sunulan fotoğraf yazılımları da inanılmaz değer bulduğu çok açıktır. Fotoğrafın bir dil kazanması ve bu dilin iyi öğrenilmesi gerekliliği üzerinde ısrarla durulmalıdır. Mobil cihazlara, tabletlere, gözlüklere ve hatta uçabilen cihazlara küçükte olsa fotoğraf makinesi eklemlenmesinin en büyük nedeni, fotoğraf diliyle yazmak ve konuşmak isteyen insanların isteklerinin giderilmesi olarak görülebilir. Fotoğraf teknoloji ve yazılımlarını yakından takip edenler, kurallarını, dilini daha iyi konuşanlar sanal dünyada kendilerini daha iyi ifade etmeye başlamışlardır. Sonuç olarak, sayısal teknolojiyle yeni bir yola evrilen fotoğraf, sanal dünyanın olmazsa olmaz bir de gereksinimi haline gelmiştir. Sayısal teknoloji ve ifadesini bulduğu sanal dünyada insanların fotoğraf okuryazarı olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Sayısal teknolojinin farklı kulvarlarda da fotoğrafa büyük avantajlar getirdiğini söyleyebiliriz. Bunlarda en önemlilerinden bir tanesi çekilen görüntüyü fotoğraf makinesi arkasındaki ekrandan aninden test etme olasılığının olmasıdır. Aynı zamanda hafıza kartlarına çoklu fotoğraf kaydedip depolama ve sanal dünyaya aktarma çözümleri ise bu teknolojinin artılarından bir tanesidir. Sonrasında çekilen fotoğrafların bilgisayara kaydederek ve bir ekran yardımıyla yazılımlarda işlenme şansının olması ve bütün işlemlerin hızlı ve analog fotoğrafla kıyaslanmayacak çabuklukta yapılabilmesinin fotoğrafçılar için çok büyük şans olduğu söylenebilir. Analog fotoğrafçılık ve karanlık oda süreçlerinin maliyeti göz önüne alındığında sayısal devrimin getirileri, fotoğraf üretiminin artmasını ve yaygınlaşmasını da sağlamıştır. Belki de en önemli katkılardan bir tanesi olarak sağlığa zararlı kimyasallardan fotoğrafçıyı uzaklaştırmasını da gösterebiliriz. Sonrasında film ve kart baskı sonucu elde edilen fotoğrafların ömrü ve saklama koşulları karşısında sayısal fotoğrafçılık çok daha avantajlı bir konumdadır. Özellikle Disket, CD, DVD gibi teknolojilerin bile eskimeye başlaması ve sayısal depolamanın sanal dünya üzerinde yapılabilmesi, bulut çözümleri gibi faktörler, fotoğraflara dünyanın her yerinden ulaşabilme şansı da sağlamaktadır.

Bütün bu gelişmeler yanında sayısal teknolojinin getirmiş olduğu mali ve zamansal olumsuzluklarda söz konusudur. Fotoğraf makine teknolojilerinin hızla değişmesi, makinelerin üzerine eklemlenen parçaların, lenslerin özelliklerinin her geçen gün güncellenmesi, yazılım, görüntü boyutu ve formatlarının değişmesi, çekilen yüzlerce fotoğraf içinden fotoğraf seçme ve yazılımla işleme sürelerinin uzaması olarak gösterilebilir.

SAYISAL FOTOĞRAF MAKİNELERİ VE KISA TARİHİ

Görselliğin 20. yüzyılda bu derece büyük bir hızla gelişmesinin altında yatan en önemli nedenlerden biri 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başında fotoğrafın teknik bir imkan olarak bulunmasıydı. Fotoğrafın ortaya çıkmasıyla birlikte insanın sadece görsel bilinci gelişmekle, hatta dönüşmekle kalmadı. Fotoğraf insanın iletişim olanaklarını zenginleştirdi. İnsanın dünyayı, olayları ve hatta kendisini başka bir gözle görmesine de olanak sağladı. Sonuç olarak fotoğraf sayısal teknolojinin, iletişimin bir gereği hâline dönüştü.

Sayısal fotoğrafçılığın ortaya çıkışı ve bir teknoloji olarak ilanı 1970’li yıllara rastlamaktadır. Tam olarak 1973-1975 yılları arasında Kodak firmasının araştırma geliştirme mühendislerinden olan Steven Sasson fotoğrafta analogdan, sayısala geçişin ilk prototipi olan fotoğraf makinesini icat etmiştir. Sasson, bu fotoğraf makinesiyle ilk siyahbeyaz fotoğrafı, yaklaşık 23 saniyede oluşturarak bir kasete kaydetmiş ve bu kayıt 0,01 mega piksel olarak tarihe geçmiştir. Fotoğrafları CCD ile tespit eden cihaz, 100×100 çözünürlüğünde siyah/beyaz görüntüler kaydedebiliyordu.

Bu buluşçu mühendisin icat ettiği ilk sayısal fotoğraf makinesi, bir film makinesi üzerinden alınan objektif, bir teyp kayıt cihazı, nikel piller, sayısal bir çevirici ve bir birine eklemlenmiş birkaç devre plakasından oluşmaktaydı.

Sasson’un bir kasete kaydettiği görsel verileri bir sonraki aşama olarak bir veri okuyucu sayesinde televizyona aktarıldı. Bu sayede ilk kez sayısal fotoğraf makinesi prototipiyle tespit edilen görüntü yine sayısal bir ortamda izlenebildi. Kodak’ın yürüttüğü bu faaliyetlere diğer firma ve markalar da kayıtsız kalamazdı.

1981 Yılında ise yüzyılımızın önemli devlerinden biri olacak Sony markası, ilk sayısal fotoğraf makinesini piyasaya sürdü. Bu sayısal fotoğraf makinesi Mavica-Magnetic Video Camera adıyla anılıyordu. Bu fotoğraf makinesi kaydedilmiş görüntüleri manyetik güçler biçiminde 5 cm. çapında disklere yükleyebiliyordu. Mavicaların ilk örnekleri SLR şeklinde ve tak/değiştir lenslere sahipti. Makine, görüntüyü 570×490 çözünürlüğündeki NTSC sinyaline çeviriyor ve bunları Mavipacks ismi verilen manyetik disketlere kaydediyordu. Mavica serisi çok kısa sürede değişim ve dönüşüm yaşayarak daha kullanışlı ve günlük kullanıcıya yönelik çeşitlerini de piyasaya sürmüştür.

Bilgisayar teknolojilerinde yaşanan her türlü yenilik paralelinde sayısal fotoğraf makinelerinin gelişimini de yakından ilgilendiriyordu. Özellikle kayıt teknolojilerinde bir verinin yüklenebileceği kapasitede ve aktarım biçiminde yaşanılan yenilikler fotoğraf makinelerinin biçimsel/hacimsel seyrini de yakından etkiliyordu.

Sonrasında günümüze doğru yaklaşıldığında ilk depolanabilir prototipler olan Flopy Diskli kameralar ortaya çıktı. Böylelikle görüntülerin, hafıza ölçülerine göre disket, cd ve dvd kaydı yapılabiliyordu.

Sonrasında günümüze doğru yaklaşıldığında ilk depolanabilir prototipler olan Flopy Diskli kameralar ortaya çıktı. Böylelikle görüntülerin, hafıza ölçülerine göre disket, cd ve dvd kaydı yapılabiliyordu.

Analog dönemi filmleriyle tanınan Fujix markası, 1988 yılında dünyanın kullanıcılara yönelik ilk sayısal kamerasını üretti. 400 kilopiksel CCD sensörü bulunan kamera, görüntü dosyalarını takılabilir/çıkartılabilir hafıza kartlarında depolayabiliyordu Resim 8.6. Görüntünün tespitinden saklamaya ve bilgisayar üzerine aktarmaya ve kullanmaya, tüm işlemler sayısal ortamda çözümlenebiliyordu. Ancak sadece Japonya genelinde piyasaya sürülen kameranın raf ömrü oldukça kısa sürmüştür. Aynı yıllarda Fuji Fujix DS-1P, Fuji o zamanlar genel piyasaya girmemesine rağmen önemli bir teknoloji olan; çıkarılabilir ilk Statik RAM bellek olan SRAM’leri Toshiba piyasaya sürdü. Bu yıllarda önemli bir gelişme de Pixar firması tarafından geldi, ilk görüntü işleme yazılımı 1985 yılında geliştirilmeye başlandı.

1991’de ticari kullanıma açılan ilk fotoğraf makinelerinden biri Kodak firmasının ürettiği DSC100’dür. DSLR formatında 1.3 megapixel bir çözünürlüğe sahip olan makinenin satış fiyatı 30.000 dolar gibi oldukça yüksek bir rakamdı.

1995 yılında ise Casio QV/10 ile arkasında bütünleşik LCD ekran olan ilk kamera kullanıcılara tanıtıldı. Bir yıl sonra Kodak DC/25 ile üzerinde ilk çıkarılabilir/takılabilir hafıza kartı (CF-Compakt Flash) kullanılan cihazı piyasaya sürdü. Daha sonraları sayısal makinelerin gelişimi hızla sürdü ve sırasıyla; Nikon D1, D2, D3 x-h serileri, Minolta Rd-3000, Fujifilm FinePix S1, Canon EOS 1D ve 5D Mark II, gibi seriler peş peşe gelmeye başladılar. Bu serilerde çözünürlük, işlemci hızı, sensör ve pil ömrü gibi önemli özellikler hızla geliştirildi. Çok kısa sürede film çözünürlüğünün üzerine çıkan bu makineler artık analog günlerinin ötesinde kendi içerisindeki teknolojiyle yarışır duruma geldi.

Gelişen sayısal fotoğraf teknolojisi ve ARGE faaliyetleri, son 5 yıl içerisinde inanılmaz bir gelişmeye imza attılar; Aynasız Fotoğraf Makineleri. Fotoğraf makineleri içerisinde bulunan ve bakaçtan nesneleri görmemize yarayan 45 derece açıya sahip ayna sisteminin makine içerisinden kaldırılmış hâlidir. Bu gelişme ile fotoğraf makineleri küçülerek hafiflemiştir. Olympus, Fujifilm, Samsung, Sony, Canon ve Nikon çok kısa sürede bu teknolojiye uyum sağlayarak yeni nesil aynasız makineler üretmeye başladılar.

Sonuç olarak; kendi teknolojisiyle yarışan sayısal fotoğraf makinelerinin nereye evrileceğini belki bilemeyiz ama çok açık ki makineler, yüksek görüntü kaliteleriyle havada, suda, cebimizde, çantamızda ve her yerde bizimle birlikte yaşamımızın önemli bir parçası olmaya devam ediyor.

Sayısal Fotoğraf Makineleri

Fotoğraf makineleri daha öncede söylediğimiz gibi kayıt özelliklerine göre ikiye ayrılıyor. Sayısal kayıt sistemlerine göre makineleri objektiften gelen görüntüyü dijital formatta oluşturan bir teknoloji kullanmaktadır. Bu makineleri kullanması analog makinelere kıyasla kolaydır. Analog makinelere göre en önemli avantajlarından biri kullanıcının fotoğrafı hemen gözden geçirmesine izin verilmesidir. Dijital fotoğraf makinelerince çekilen fotoğrafları elektronik olarak bilgisayarınıza kaydedebilir, veya çeşitli yazılımlarla manipüle edebilirsiniz. Dijital kamera en temel düzeyde, bir görüntüyü taramaktadır. Taradığı görüntüleri çıkarılabilir depolama alanında örneğin SD kartlar veya CF kartlarda dijital olarak saklar. Diğer bir tanımla dijital fotoğraf makineleri izlemek için yerleşik bir monitöre sahip olan ve görüntüyü bir bilgisayara aktarabilen objektife sahip bir bilgisayardır. Sayısal fotoğraf makinelerini üretim biçimlerine göre sınıflandırırsak karşımıza ortalama 6 sınıf çıkacaktır:

• Basit kompakt sayısal makineler,

• Kompakt sayısal makineler,

• DSLR-like kompakt makineler,

• DSLR ve full-frame makineler,

• Sayısal arkalıklı makineler,

• DSLR aynasız fotoğraf makineleri.


Basit Kompakt Sayısal Makineler

Dijital devrim ile fotoğraf pek çok kişinin hayatına girdi. Makineler satın alındı. Daha iyi optikler satın alındı. Fotoğraf endüstrisi hızla büyürken kimi firmalar bu hıza yetişemedi. Ama fotoğraf üreten çoğu kimse makineleri sorguladığı kadar fotoğraf kültürünü sorgulamadılar. Teknolojik bilgi doygunu ama fotoğraf kültürü konusunda yetersiz bir toplum ortaya çıkmıştır.

1997 yılında Philippe Kahn iletişim teknolojileri ile fotoğraf teknolojisi bir araya getirmiş, ilk fotoğraf makineli cep telefonunu hayata geçirmiştir. 2007 yılında ise iPhone serisi ile birlikte iyi bir pazarlama ile iPhoneography akımı, mobil fotoğraf kavramı hızla yayılmaya başladığı bilinir.

Akıllı telefonların gelişimi sürecine eş zamanlı olarak birde mobil internet teknolojilerine, hızlarına bakmak gerekiyor. GPRS, EDGE, Wi-Fi, 3G süreciyle internete erişim kolaylaşıyor, hızlanıyor ve ucuzluyor. Böylece bu dağıtım kanalı ile fiziksel ışık bilgisi, cep telefonu üzerinde bulunan sensör aracılığıyla dijital bir veriye çevrilerek hızla paylaşılabiliyor.

Sabit açılı objektiflere sahip olan bu sınıfta diyafram bulunmamaktadır. En iyi bildiğimiz temsilcileri cep telefonlarımızdır. Bir çok konuda işlevsel olan bu cihazlara sayısal teknolojiye geçişle fotoğraf makinesi özelliği eklenmesi kaçınılmazdı. Bu teknoloji ilerledikçe cep telefonu üzerindeki kamera sayısı iki ye çıkarılarak özellikleri geliştirilmiştir. Bu özelliklerden, derinlik sensörü sayesinde bir nevi alan derinliği varyasyonu yakalanabilir yani ön plan net arka plan flu şeklinde fotoğraflanabilir.

Çift kamera teknolojisinin getirdiği bir diğer özellik de sensörleri, mercekleri ve odaklama sistemleri aynı olan kameralardan birinde RGB renk filtresinin bulunmamasıdır. Böylelikle ikinci kamera renkleri çözümleyemez ve algılayamaz. Bu özelik ışık açılarına zengin bir değer katar. Bu özellikle siyah, beyaz ve orta tonlar oldukça keyifli fotoğraflar ortaya koyar. Ancak bu teknoloji sadece Huawei P9 da kullanıldı, sonrasında pek de tercih edilmemiştir. Daha sonraları LG gibi üreticiler ikinci kamerada 12mm odaklı geniş açı kamera kullandılar. Bu kamerada güncel kullanımlarda pek ilgi görmedi. Akıllı telefonlarda pazarlama stratejisi olarak konulan sayısal zoom’lar görüntü kalitenin düşüklüğü nedeniyle pek iyi sonuç vermediler. Daha sonraları telefoto özelliği olan iPhone kameralar aktif üretime sunuldu bu kameralardan biri diğerine nazaran 2x optik zoom yapabiliyor olduğundan görüntüye daha fazla yaklaşma imkânına sahiptir.

İpucu: Derinlik sensörü nedir?

Fotoğraf makinesinde, çift kameranın en temel ve en önemli özelliklerinden biri derinlik efektidir. Birinci kamera, nesneyi algılar, ikinci kamera da derinlik efekti vererek nesneyi arka planda tanımlar. İkinci kamera, çekilmek istenen önündeki nesnelerin birbirine olan uzaklıklarını tanımlar. Bu bilgiyi daha sonra ön planda olan nesneyi arka planda ayırmak için kullanır. Sonrasında kamerası sistemi arka plan bulanıklaştırır. Böylece fotoğrafa sanal derinlik kazandırılır. Kısaca özetlemek gerekirse asıl çekmek istediğiniz nesne önde net bir şekilde görünecek, arka plan ise bulanık bir şekilde kalacak. Ancak bu yöntemin bazen işe yaramadığı yerler de vardır. Yani ikinci kamera, siz istemediğiniz halde arka planı bulanıklaştırıp istemediğiniz görüntüleri çekmenize neden olabiliyor.

Sonuç olarak basit kompakt makine teknolojisi küçük sensöre rağmen çözünürlük ve kalite anlamında oldukça iyi fotoğraflar sunan makinelerdir. Özellikle sosyal medya kullanıcıları için vazgeçilmez imkânlar sunar.

Kompakt Sayısal Makineler

Fotoğrafa ilgi duyan ancak yeteri kadar teknik bilgisi olmayanlar için üretilmiş pratik kullanımlı makinelerdir. Objektif ve gövde bütünleşiktir. Genellikle gövde arkasında LCD bir ekran bulunur ve bakaç görevi görür. Ancak 3x-5x-10x gibi optik zoom yapabilecek şekilde üretilmiştir. Malzeme ve gövde yapısı DSLR makinelere göre kalitesi daha düşük malzemeden yapılmıştır. Üretim maliyetini düşürmek için küçük sensör kullanılmış ve otomatik çekimler için programlanmıştır.

DSLR-Like Kompakt Makineler

Kompaktlardan daha gelişmiş ve iri gövdeleri mevcuttur. Elektronik vizörlü (bakaçlı) EVF makineler olarak da anılırlar. LCD ekranları genellikle hareketli ve dönebilir özelliklere sahiptir. Objektifleri optik olarak 10x-16x gibi zoom değerlere çıkabilir. Gövde üzerinde aynı DSLR gibi manuel ayarların yapılabildiği seçenekler mevcuttur. Lensi ve gövdesi birbirinden ayrı iki özellik gösterirken, rahatlıkla P/A/S/M modlarında çekim yapılabilir. Bu makinelerde de genellikle maliyet gözetilerek küçük sensör kullanılmıştır. Diyafram değeri kaliteli lenslerin oldukça gerisindedir. Bir çoğunda video çekim özelliği olması, hafifliği ve taşıma pratikliği nedeniyle amatör kullanıcılar tarafından çokça tercih edilir. Özellikle fotoğrafa başlangıç makinesi olarak görülür. Fujifilm X-S1 modeli bu türün örneklerindendir.

DSLR ve Full-Frame Makineler

SLR makinelerden farkı filmin yerini sensörün almasıdır. DSLR “Digital Single Lens Reflex” kelimelerinin kısaltılmış hâlidir ve en yaygın olarak bu hâliyle kullanılır. Profesyonel amaçlı üretilen bu makinelerde güncel bütün çekim modları mevcuttur. Sensörleri büyük ve LCD ekrandan genellikle konuyu takip etme şansınız yoktur. Ancak üst düzey kullanıcıya hitap eden bu makinelerin bir kısmında hareketli ekran, konuyu takip gibi özellikler vardır.

Büyük sensör nedeniyle görüntülerde daha yüksek ISO değerlerine çıkmak mümkündür. Bu nedenle fotoğrafta kumlanma ve ya noise dediğimiz küçük gürültüler daha az görülür. Diğer makinelere nazaran daha ağır ve ergonomik kullanıma uygun olarak tasarlanmıştır. Gövde (body) olarak kullanılan ana parçada magnezyum veya sert plastik kullanılmıştır. Ağırlığı nedeniyle eldeki titremeyi minimize ederek daha net ve keskin görüntü elde etmemizi sağlar.

Film boyutu olarak 35’lik sensör boyutunda olan sayısal makineleri FULL FRAME DSLR (tam çerçeve) olarak adlandırırız. Bu makinelerin sensör boyutu 36x24 mm ölçülerindedir ve odak çarpanı 1’dir. Diğer DSLR modelleri Full Frame DSLR modellerine nazaran 1,5 veya 1,6 kadar daha küçük sensöre sahiptir. Bu sensörler APS-C (Advanced Photo System Type-C) olarak adlandırılır.

Full Frame DSLR ve DSLR fotoğraf makinesi modellerinde kullandığımız lensler de farklı şekilde kategorize edilir.

Nikon gövdelerde kullanılan lenslerde kısaltma olarak FX=Full Frame, DX=Crop sensör olarak adlandırılır. Nikon Full Frame olan gövdeler, Crop lensler dahil her türlü lensi rahatlıkla kullanabilir.

Canon gövdelerde ise, EF lensler full frame ve crop gövdelerde uygundur, EF-S lensler ise sadece Crop gövdelerde kullanılabilir. Sonuç olarak Canon’da Full Frame gövdeler EF-S lensleri kullanamazlar.

Aşağıda farklı lens markaların crop sensör için ürettikleri lenslerde kullanılan kısaltmaları görebiliriz.

• Nikon: DX

• Canon: EF-S, EF-M

• Sony / Konica Minolta: DT, E

• Pentax: DA

• Samsung: NX

• Sigma: DC

• Tamron: Di II

• Tokina: DX

Sonuç olarak, amatör, profesyonel kullanım alanlarınıza ve bütçenize göre Full Frame DSLR veya DSLR makineler tercih edilebilir. İlerideki başlıklarda bu konuya karşılaştırmalı olarak biraz daha detaylı değinilecektir.

Sayısal Arkalıklı Makineler

Stüdyo tipi olarak üretilmiş tam profesyonel makinelerdir. Bu makineler üç bölümden oluşur objektif, gövde ve sayısal arkalık (dijital back)’tan oluşur. Orta format ve büyük format fotoğraf makinelerinin film kullanılan magazinlerinin çıkarılarak yerine sayısal arkalıklar takılarak dönüştürülmesi sürecine dayanır. Çok pahalı bir teknoloji olmasına karşın ortaya çıkan fotoğraf kalitesi nedeniyle profesyonellerce tercih edilir.

DSLR Aynasız Fotoğraf Makineleri

Günümüz için oldukça yeni bir teknoloji sayılabilecek aynasız fotoğraf makinelerinin (mirror-less) son hâline gelmesindeki geçmişi 4-5 yılı geçmez. İlk piyasaya sürüldüğünde DSLR kullanıcıları için bir soru işareti olan bu makineler, hızla kabul gördü ve raftaki yerini aldı.

Sayısal fotoğraf makineleri evrimleşirken, film gibi bir muameleye tabi tutulduğundan aynı mekanik gövdede muhafaza edildi. Sayısal bir sensör ve diğer elektronikler, yeni sayısal film ortamı ve arka LCD için gerekli olan devre dışında, SLR bileşenlerinin geri kalanı değişmedi. Aynı mekanik ayna, aynı pentaprism/optik vizör, otomatik odaklama işlemi için aynı faz algılama sistemi kullanılmaya devam etti ve bu süreç fotoğraf makinesinin üzerinde anlamsız bir yük oluşturdu. SLR fotoğraf makinelerinin başlangıçta film için geliştirilmiş olmasından kaynaklanan ve sonrası DSLR fotoğraf makinelerine uyarlanan gövde ve teknolojide bazı kullanıcı sınırlamaları ve kusurlarının olması bu yükü artırdı. Ne zaman aynasız makineler devreye girdi, DSLR’ler üzerinde bulunan optik vizörlerden kurtuldu ve bir vizör yuvasına olan ihtiyaç ortadan kalktı (üst sınıf modeller, elektronik cihazlarla değiştirildiğinden), gereksiz yığın ve yükten arınmış oldu Şekil 8.4. Yine makine objektif yuvasını ve dengesini baskılayan ağır lensler aynasız modellerde küçülerek makine üzerinde büyük rahatlama sağlanmış oldu.

Aynasız fotoğraf makineleri, SLR içerisindeki ayna sisteminin makine içerisinden çıkarılması prensibine dayanır. Böylelikle optik bakaç da ortadan kalkmış ve LCD ekran üzerinden çerçeve yoluna gidilmiştir. Ancak daha sonraları makine üzerine harici (tak/çıkar) ve bütünleşik bir dijital vizör de yerleştirilmiştir. Aynanın ortadan kalması makineleri küçültmüş ve hafiflemesine sebep olmuştur. Sensör kalitesi ve diğer özellikleri DSLR fotoğraf makineleriyle aşağı yukarı aynıdır. Makine gibi lens boyutları da küçülmüş kullanıcı için hacimsel ve ağırlık anlamında büyük bir rahatlama sağlamıştır.

Aynasız kameraların ilk keşfini, analog dönemlerin efsanesi Leica markasının ünlü telemetre tasarımında aramak yanlış olmaz. Bu ürünün ortaya koymuş olduğu tarihsel macera sonraları Panasonic ve Olympus markalarının yeni bir “Micro Four Thirds sensör” formatı etrafında ortaklık oluşturması DSLR görüntü kalitesini artırmıştır. Bu sayede küçük kamera gövdesi ve lenslerle 2008 yılında dijital aynasız modellerin ortaya çıkma yolculuğu başlamıştır.

Bütün markalar bu yeni nesil makineler için ciddi bir AR-GE ayırmış, lens zenginliği ve diğer paçalar için çalışmalar yürütmektedir. Bu makineler için Full Frame seçeneklerde hızla piyasa sürülmüştür. Olympus, Canon, Nikon, Sony, Fujifilm, Samsung, Panasonic, Pentax gibi markalar çok kısa sürede bu makinelerin üretimini gerçekleştirmişlerdir.

Aynalı ve aynasız DSLR makineleri ışığın yolculuğu anlamında bir şema üzerinde inceleyelim. Aynasız makinede sensöre düşen görüntü için ışık daha az mesafe kaydedecek ve daha az kırılacaktır. Bu avantaj görüntü netliği ve keskinliği anlamında oldukça önemlidir.

Tüm DSLR fotoğraf makineleri “objektif (TTL)” aracılığıyla aynaya bağlıdır, bu nedenle aşağıdaki sınırlamalara sahiptir:

• Boyut ve Yığın: Refleks sistemin hem ayna hem de prizma için yer ihtiyacı vardır. Bu daha geniş gövdeye ve çıkıntıya yol açar.

• Ağırlık: Büyük makine gövdesi ve yığın da daha fazla ağırlık anlamına gelir. Giriş seviyesi DSLR’ler plastik gövdeye sahipken, profesyonel DSLR’ler alaşımlı metal gövdeye sahiptir. Bu, ağırlığı önemli ölçüde artırır. Daha hafif alaşımlar pahalıdır ve fotoğraf makinesinin maliyetine etki eder.

• Karmaşık Ayna ve DeklanşörTasarımı: Bu düzeneği her harekete geçirme, ışığın doğrudan sensöre geçmesine izin vermesi için yukarı ve aşağı hareket etmesini gerektirir, bu yüzden aynaya ihtiyaç duyar. Bu tek başına bile bir dizi sorunu beraberinde yaratır.

• Ayna Hareketi: Yüksek gürültü ve kamera sarsıntısı olumsuz sonuçlar doğurur.

• Hava Hareketi: Ayna yukarı ve aşağı doğru dönerken, kamera haznesinin içinde bol miktarda hava taşır.

• Kare Hızı Sınırlaması: Oldukça gelişmiş Nikon D4 bile sadece 11fps bir kare hızı yapabilir.

• Tamir ve Destek Maliyetinin Zorluğu: Ayna mekanizması çok karmaşıktır ve düzinelerce farklı parçadan oluşur. Gerek tamiri gerekse tamir süresinin uzunluğu ticari anlamda kayıplar yaratabilir.

• Canlı Ön izleme Yok: Optik vizörden bakarken görüntünün neye benzeyeceğini görmek imkansız. Kamera sayacına bakmanız gerekebilir (bazı durumlarda bu sayaç bizi kandırılabilir) ve doğru pozlama için oldukça dikkatli olmamız gerekir.

• Objektif Kalibrasyon Sorunları: Geleneksel DSLR faz algılama sistemi sadece ikincil ayna hizalama sorunları ile ilgili değildir, aynı zamanda lenslerin uygun şekilde kalibre edilmesini gerektirir.

• Maliyet: Ayna mekanizması karmaşıktır ve çok maliyetlidir. Düzenli bakım gerektirir. Aynasız fotoğraf makinelerinin otaya çıkmasıyla birlikte makine gövdesinde kullanıcı sınırlamalarında yaşanan rahatlamalar:

• Küçük Boyut: Aynayı ve Pentaprism’i gövdeden uzaklaştırmak makine için otomatik olarak bir rahatlama ve hafifleme sağlamıştır.

• Daha Az Gürültü: Daha fazla ayna hareketi olmadığından, sadece deklanşör sesi duyulur.

• Daha Az Fotoğraf Makinesi Sarsıntısı: Bir DSLR’deki aynadan farklı olarak, deklanşör kendi başına çok fazla titreşim üretmez ve bu da daha az makine sarsıntısı ile sonuçlanır.

• Hava Hareketi Yok: Fotoğraf makinesinin içinde sürekli hareket eden bir şey olmadığı için, toz burada daha az sorun teşkil etmektedir.

• Daha Kolay Temizlik: Sensörde toz varsa aynasız kameraların temizlenmesi DSLR’lerden daha kolaydır. Aynayı kilitlemek için tamamen şarj edilmiş bir pile ihtiyacınız yoktur - objektifi çıkardığınızda sensör ortaya çıkar. Ayrıca, çoğu aynasız kamerada, bir faz algılama sensörü ve diğer bileşenlerin yerleştirilmesi için ayna altında bir açıklık bulunmaz, bu nedenle oda ve sensör tamamen temizlendikten sonra tozun tekrar dolaşması için çok az şans vardır.

• Çok Hızlı FPS Hızı: Ayna ile yansıtma olmaması, yakalama hızının (fps) ayna hızı ile sınırlandırılmamış olması anlamına gelir. Bu, aynasız fotoğraf makinelerinin, bugün gördüğümüz 10-12 fps’den çok daha hızlı kare hızlarında, daha az gürültü ile, görüntüleri yakalayabileceği anlamına gelir.

• Tamir ve Destek Maliyeti: Daha az hareketli parçalar, daha düşük imalat maliyetine ve üretici için destek anlamına gelir.

• Canlı Ön izleme: Beyaz dengesi, doygunluk veya kontrastı karıştırırsanız bile, canlı ön izlemede görme şansına sahipsiniz.

• Elektronik Vizör: Aynasız makinelerde ayna sisteminin ortadan kalkması ile analog vizör kullanılamaz hâle gelir. Bu yüzden aynasız makinelerde EVF yani elektronik vizör kullanılmaktadır. Bu bir monitör olabileceği gibi bir göz merceğinden bakılabilecek küçük ama yüksek çözünürlüklü bir ekran da olabilir. EVF konuyu değerlendirmek ve çerçevelendirmek için analog vizörlerin yerine tasarlanmıştır. EVF kamera ayarlarını da net bir şekilde görüntüleyebilir, böylece kameranın ayarlarını kontrol etmek için gözünüzü vizörden ayırmanıza gerek kalmaz.

• Her ne kadar analogdan gelen fotoğrafçılar için, EVF aynasız kameraların bir eksiği gibi görünse de gelecekteki inovatif tasarımlar bu durum üzerine olacaktır. Şüphesiz, bir EVF’nin OVF’ye göre büyük avantajları vardır. Mevcut, EVF’nin uygulanması gerektiği kadar güçlü ve duyarlı olmayabilirken, üreticilerin bunu düzeltmesi kısa bir zaman alacaktır.

Sonuç olarak, SLR ve DSLR fotoğraf makineleri tarafından kullanılan aynanın bertaraf edilmesi ile ortaya çıkan bu yeni tasarım fotoğraf makineleri, daha ince ve daha kompakt bir görüntüye sahiptir. Özellikle günümüzde Full Frame yani “tam çerçeve” olarak tasarlanan kimi aynasız fotoğraf makineleriyle, 35mm formatlı bir sensörle donatılmış nispeten küçük bir gövde ile geniş bir aralıkta değiştirilebilir lensler kullanılabilen, kompakt ama yüksek kaliteli makineler sunulmaktadır.

SENSÖRLER (GÖRÜNTÜ ALGILAYICILAR)

Analog fotoğrafın önemli bir parçası olan filmlerin yerini sayısal fotoğrafçılıkta “Görüntü Algılayıcılar” (sensörler) almıştır. Sensörler tarafından algılanan görüntü sayısal çevirici ve işlemci sayesinde bellek kartında depolanır. Kuşkusuz bu sürecin en önemli başrol oyuncusu sensördür. Sensörler filmin aksine makine üzerine sabitlenmiş ışığa duyarlı önemli bir parçacıktır. Sayısal makinelerin vazgeçilmezi sensörler görüntüyü oluşturabilmek için dizim olarak milyonlarca küçük piksellerden oluşur. Pozlama esnasında fotonlar, piksellerin içerisinde bulunan foton kutucukları içinde toplanarak biriktirilir, pozlama biter bitmez makine bu foton kutucuklarının kapağını kapatır ve içerilerinde ne kadar foton biriktiğini sayısal olarak hesaplar. Her kutucuğun içerisindeki foton yoğunluğu ve miktarı kaydedilir. Bu yoğunluk seviyesinin bir adı “bit derinliği”dir. Sayısal sensörler de her bir kutucuk için RGB den (Red: Kırmızı, Green: Yeşil, Blue: Mavi) oluşan üç ana renkten birini kutucukta yakalamayı sağlayan filtreler vardır. Bu şekilde kutucuğa girmesi gereken maksimum ışığın 2/3’ü atılır.

Özetlenecek olursa sensörun içine giren ışık, üzerindeki kırmızı, yeşil ve mavi filtre sayesinde siyah-beyaz olan ışığı renklendirir. Yerleştirilen filtre ile her piksel diğer renklerin geçişini engellerken sadece eşleştiği rengin geçmesini sağlar ve ışığın parlaklığını kontrol eder.  Örneğin kırmızı filtreli bir piksel sadece kırmızı ışığın parlaklığını ayarlayarak onu vurgular. Her pikselin ne renk olduğunu anlamak için interpolasyon (az sayıda alıcıdan çok sayıda piksel elde edilmesi) denilen bir yöntem, pikselin direkt olarak kaydedemediği rengi hesaplamak için iki komsu pikselin  renklerini kullanır.  Bu iki interpolize edilmiş rengin ölçülendirilerek karıştırılmasıyla, pikselin tüm renkleri hesaplanabilir. Bu hesaplama sonrasında analog ve sayısal dönüştürücüler ve işlemciler sayesinde gelen sinyaller hafıza kartlarına kaydedilir.

Sensör Çeşitleri CCD ve CMOS Sensörler

Daha önce de söylediğimiz gibi sayısal kameralar görüntüyü tespit ve kayıt etmek için görüntü sensörleri kullanırlar. Sensörleri CCD (Charge Coupled Device-Şarjlı Bağlı Cihazlar) ve CMOS (Complementary Metal Oxide Semiconductor-Tamamlayıcı Metal Oksit Yarı İletkenler) olarak iki türde incelemek mümkündür. Bu iki görüntüleme sensörünün estetik performansı hakkındaki görüşler profesyonellere göre değişmekle birlikte, her iki sensörün de genel anlamda son derece kaliteli görüntü dosyaları sağladığı ifade edilmektedir.

CCD’ler bir görüntüyü siyah beyaz olarak korur. Sonrasında renkli bir görüntü oluşturmak için ışığı; kırmızı, yeşil ve mavi filtrelerden geçirir. Bu işlem Bayer dosya deseni ismi ile anılır. Her filtre sadece bir dalga boyuna izin verir ve sadece bir rengin kaydedilmesine izin veren herhangi bir piksele geçer.

CCD’ler gibi, CMOS görüntüleme çipleri de foto detektörler üzerinde bir Bayer filtre deseni ile çalışır. Ayrıca CMOS görüntüleme çipi fotodiyod dizisi tarafından üretilen sinyalleri toplayan ve yorumlayan analog sinyal işleme devresini de barındırır. Bir görüntü elde edildikten sonra, standart kırmızı, yeşil ve mavi (RGB) formatına yükseltilir ve dönüştürülür. CMOS çipleri, CCD’lerden daha fazla enerji tasarrufu sağlar.

CCD ve CMOS Görüntü Algılayıcılar (Sensörler) Arasındaki Fark:

En büyük fark CCD sensörlerin düşük parazitli (çizgili) yüksek kaliteli görüntüler oluşturmasıdır. CMOS görüntüleri daha parazitli olmaya meyillidir.

CCD sensörleri ışığa karşı daha hassastır. CMOS sensörleri düzgün bir ışıklandırmada düşük parazitli görüntü oluşturmak için daha fazla ışığa ihtiyaç duymaktadır. Bu, CMOS sensörlerin CCD’den tamamen düşük kaliteli olduğu anlamına gelmez.

CCD dijital kameralarda daha uzun süredir bulunmaktadır ve teknolojisi çok daha gelişmiştir. CMOS sensörleri teknolojiyi yakalamaktadır ve sonunca çözünürlük ve kalite açısından CCD ile eşdeğer olacaktır.

CMOS’un CCD’yi yakalaması sadece an meselesidir. Bunlar herhangi bir standart silikon üretim hattında üretilebilir ve CCD sensörleri ile karşılaştırıldığında çok daha pahalıdır. Kalitede son gelişmeler kaydedildiğinde ekonomi sonunda bir gün tüm kameraların CMOS olmasını sağlayacaktır.

CMOS sensörleri güç tüketimi bakımından CCD sensörlerinden daha üstündür. Daha uzun batarya ömrü CMOS kamera ile daha fazla resim çekmeniz anlamına gelmektedir.

CCD kameralar yüksek çözünürlükte daha kaliteli görüntüler üretmektedir. CMOS teknolojisi yakalanmaktadır. Ve daha uzun batarya ömrü ve daha ucuz kameralarla CCD kalite seviyesine uyum sağlamak zorundadır ve bir gün daha iyisi geliştirilene kadar dijital kameraların vazgeçilmez normu haline gelecektir.

Live MOS Sensörler

Leica, Panasonic ve Olympusun kullandığı ve düşük enerji tüketimi ile CCD sensörlerin ulaştığı görüntü kalitesine ulaşıldığı iddia edilen bir sensör çeşididir. Live MOS Sensörü, CMOS sensörünün düşük güç gereksinimlerine sahip, Full Frame Transfer (FFT) CCD sensörüyle karşılaştırılabilir bir görüntü kalitesi sunar. Her fotodiyottan karşılık gelen çip üzerindeki mikrolenslere olan mesafenin azaltıldığı, basitleştirilmiş devresiyle ışığın yüksek bir insidans açısında çarpması durumunda bile mükemmel hassasiyet ve görüntü kalitesi sağladığı söylenebilir. Olympus’a özel üretilen ve resimde örneğini gördüğümüz sistemde canlı ön izleme için ikinci bir küçük sensor kullanılmıştır. Böylelikle asıl sensöre fazladan bir yük binmiyor. ikinci Sensör canlı önizlemeyi ve video çekimlerini sağlarken ana Live Mos Sensör sadece fotoğrafın çekilmesiyle ilgilenmiş ve ısınmamış oluyor.

Foveon Direkt Görüntü Sensörü

100 yılı aşkın süredir, renkli film analog fotoğrafçılıkta altın bir standart olarak süregelmektedir. Dünyanın dört bir yanındaki renkli film tüketicilerinin alışık olduğu bu yöntem sıcak tonlar ve inanılmaz renk geçişleri için oldukça önemli bir detaydır. Film, görüntüdeki her noktada tam rengi yakalamak için üç katman emülsiyon kullanarak bunu başarabiliyor ve doğal anlamda oldukça önemli bir renk zenginliği sunuyordu. Alternatif olarak 30 yıl önce ortaya çıkan CCD görüntü sensörleri dijital fotoğrafçılık çağına geçiş sürecinde geliştirildi. Ne yazık ki dünyanın film tabanlı kameralardan beklediği renkli filmin zengin, sıcak tonları ve detayı yeni dijital kameralarla elde edilemediği söylenir. Bu sorun, CCD dijital görüntü algılayıcılarının, her konumdaki tam renk aralığı yerine, yakalanan görüntüdeki her noktada yalnızca bir renk kaydetme kabiliyetine sahip olmasından kaynaklanıyordu.

Foveon, hem filmin hem de dijitalin sunabileceği en iyi kaliteyi bir araya getirdiğini ilan ederek savunmuştur. Bu, görüntü sensörünün yenilikçi tasarımı üç katmanlı Foveon X3 ile doğrudan beklenen sonucu gerçekleştirdi. Renkli filmde kullanılan kimyasal emülsiyon katmanlarına benzer şekilde, Foveon X3 görüntü algılayıcıları üç kat piksele sahiptir. Kırmızı, yeşil ve mavi ışığın farklı derinliklere işlediği gerçeğinden faydalanarak piksel katmanları silikon içine gömülür ve sensör yakalanan görüntüdeki her noktada tam renk sonucunu yakalar. Böylelikle sorunsuz bir renk geçişi sağlanmış olur. Sonuç olarak Foveon, ortaya koyduğu bu yeni teknolojiyle tüketicilere ve üreticilere birçok avantaj sunuyor.

Sensör Boyutları

Günümüzde tam çerçeve (full frame) görüntü sensörleri ile ilgili gelişmeler sayesinde kimi fotoğraf makinesinde bu sensörlerin tercih edilmesine rağmen, çoğu görüntüleme sensörü 35mm çerçeve boyutunda (24x36 mm) veya daha küçüktür. Çip olarak sensörlerin boyutu, görüntü kalitesini veya dosya boyutunu mutlaka surette etkilemektedir. Fakat çipin boyutu mevcut merceklerin odak uzunluğuna etki eder.

24x36mm’den küçük sensörler ile, tüm objektifler odak uzunluğundan daha uzun bir etki sağlar. Bu, telefoto ve telefoto zoomların söz konusu olduğu bir sorun olarak algılanmaz. Çünkü lensin maksimum diyaframı değişmemektedir. Geniş açılı veya geniş açılı zoom lensleriniz dijital kamera gövdesinde önemli ölçüde daha az geniş açılı olduğunda, bu durum rahatsız edici olabilir. Örneğin, 17 mm objektif, 1.4X objektif odak uzaklığı faktörü ile birlikte 24 mm’lik bir lense dönüşecektir. Bu bölümü daha detaylı incelemekte yarar vardır.

Crop Faktör Nedir?

Farklı sensör boyutlarında görüş alanında ve görüntüde ne gibi değişiklikler olduğu bilinmektedir. Fotoğrafçıların 35mm’lik bir kameraya oranla görüş alanında ne gibi değişikliklerin meydana geleceğini kolayca anlayabilmesi için üreticiler lenslerin eşdeğer uzaklıklarını kolayca hesaplayabilecek bir yol geliştirdiler. Fotoğrafın kenarları kırpılıp atılacağı için geniş açılı lensler aslında o kadar da geniş açılı olamayacaklar ve telefoto lensler nesneleri daha da yakınlaştıracaklardır.

“Crop faktör”, 35mm / full-frame kameraya göre yapılmış bir orandır. Verilen crop faktör numarasını lensin odak uzaklığı ile çarparsanız ve lensinizin 35mm’lik filmli (ya da full-frame) kameraya göre eşdeğer odak uzaklığına rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Örneğin, Nikon’un “DX” kameraları 1.5x crop faktöre sahiptir, bu nedenle 24mm geniş açılı bir lens ile çekim yaparsanıız, lensin odak uzaklığı olan 24 ile 1.5 sayısını çarpıp 36mm sonucuna ulaşabilirsiniz. Bu da terimsel olarak bakıldığında full-frame kamera ile 24mm ile yapılan çekim crop sensör kamerada 36mm’lik bir sonuç verecektir. Bir diğer açıdan, eğer 24mm lensi crop sensör kameraya, 36mm lensi de full-frame kameraya takarsanız ve çektiğiniz görüntüleri karşılaştırırsanız görüş alanı birbirine son derece yakın çıkacaktır. Ancak, bu demek değildir ki karşılaştırılan sonuçlar aynıdır – odak uzaklığının değişmesi perspektifte, alan derinliğinde ve arka plan bulanıklığında şiddetli bir etkiye sebep olacaktır. Aşağıda farklı kameraların farklı crop faktörlerini görebilirsiniz.

1.5x Crop Faktör: Nikon DX(Coolpix A, D3300, D5500, D7100); Pentax K-5 II; Sony A5100, A6000; Samsung NX1; Fuji X-A1, X-M1, X-E2, X-T1, X-Pro1

1.6x Crop Faktör: Canon Digital Rebel, 70D, 7D Mk II, EOS M2

2.0x Crop Faktör / Micro Four Thirds: Olympus OM-D Serileri; Panasonic DMC Serileri

2.7x Crop Faktör: Nikon CX (J4, S2, AW1, V3); Sony RX100 III, RX 10; Samsung NX Mini

Yaygın Crop Faktörleri ve Eşdeğer Odak Uzaklıkları

Crop Faktör Nasıl Hesaplanır?

Crop faktörü hesaplamak oldukça kolaydır. Crop sensörün fiziksel boyutunu biliyorsanız, Pisagor Teoremini kullanarak (a² + b² = c²) her iki sensörün de köşegenleri bulun, sonra da full-frame sensörün köşegenenini crop sensörün köşegenine bölün. Bunu nasıl yapacağınıza dair Nikon CX sensörden bir örnek verilebilir:

35mm / Full-frame köşegen: 36² + 24² = 1872², köşegen buradan 43.27 çıkıyor.

Nikon CX sensör köşegen: 13.20² + 8.80² = 251.68², köşegen buradan 15.86 çıkıyor.

Crop Faktör: 43.27 / 15.86 = 2.73

Buradan hareketle Nikon CX sensörün crop faktörünü 2.73x olarak buluyoruz ki bu da genellikle 2.7 olarak verilmektedir.

Sensör boyutu ile ilgili profesyonel fotoğrafçıların iki kampa ayrıldığı görülmektedir. Bu kamplardan ilki tam boyutta sensörlere inananlar diğeri ise daha küçük bir sensörün daha verimli, daha ucuz ve aynı zamanda da güvenilir olduğuna inananlardır. Bu bağlamda ihtiyacı karşılamak için daha küçük boyutlu görüntü sensörü üreten şirketler dijital görüntüleme için özel olarak üretilmiş lensleri de devreye sokmaya başlamıştır. Bu lensler dijital görüntü sensörü üzerine düşen odaklanmış ışık alanını küçük boyutlu sensörü telafi edecek şekilde tasarlanır.

Sensör ölçüleri ve makineler üzerinden kıyaslaması

Daha küçük görüntü sensörü boyutlarına kendini adamış olan kamera üreticileri, dijital görüntüleme için özel olarak tasarlanmış lens aralıklarını tanıtmaya başladılar. Kapsama alanı (film düzlemine veya dijital görüntüleme çipine düşen odaklanmış ışık alanı) daha küçük ve daha fazla, çip boyutunu telafi etmek için çiftleştirilmiştir. Bu nedenle, lensler daha ekonomik ve daha küçük boyutlarda yapılabilir, ancak yine de geleneksel mercekler olarak geniş bir odak uzaklığı aralığı sunar.

SAYISAL FOTOĞRAFÇILIĞIN TEMEL KAVRAMLARI

Sayısal fotoğrafçılık ve mantığını iyi kavramak için, sayısal fotoğrafçılıkla ilgili temel kavramları çok iyi bilmek önemlidir. Bu kavramlar gerek sahada çekim yaparken gerekse makinemizi çok iyi tanımamıza yarayan temel göstergelerdir. Analog sonrası sayısal teknolojiye geçişle fotoğrafın teknik dili de bir takım değişikliklere uğramıştır bu dili konuşabilmek fotoğraf makinesi alırken, seçerken, kullanırken ve bu konularla ilgili eğitim alırken sizlere önemli bir rehber olacaktır. Temel fotoğrafçılık eğitimi için bu dilin kavramlarını açıklamakta yarar vardır.

Piksel Nedir?

Fotoğraf makinesi ya da bilgisayar ekranında gördüğümüz görüntüler milyonlarca küçük dijital rengin bileşimiyle meydana gelmektedir. Piksel, bu bileşimin parçası olarak dijital ekran teknolojileri üzerinde gösterilen görüntünün en küçük birimine verilen isimdir. Dijital görüntüleme sistemlerinde renk ve ışığı oluşturan bu pikseller yatay veya dikey satırlar olarak bir araya geldikçe ana görüntüyü meydanda getirir. Dijital görüntüleme teknolojileri çerçevesinde görüntünün boyutu söz konusu bu piksellerin fazlalığıyla ilişkili olarak ortaya çıkar. Piksel, İngilizce görüntü anlamına gelen Picture ve Latince element kelimesinin bileşiminin kısaltması olarak kullanılır. Genellikle üçlü renk parçacıklarından oluşan pikseller, sayısal görüntü teknolojisi içerisinde yatay ve dikey anlamda satır/sütun sayılarının fazlalığı oranında görüntünün kalitesini, boyutunu ve oranını belirlerler. Piksel görüntü verisinin en küçük ve bölünemeyen parçasıdır.

Piksel, hem dijital fotoğraf makinelerinde ışık algılayıcı yüzeyin çözünürlüğü hem de fotoğrafın görüntülendiği dijital ortamın çözünürlüğü bağlamında kullanılır. Görüntünün oluştuğu dijital ekranda bulunan piksel sayısı çözünürlük olarak ifade edilir. Yatay ve dikey olarak ekranda bulunan piksel sayısının oranı, o ekranın da çözünürlüğünü belirler. Dijital fotoğraf makinelerinde bulunan CCD/CMOS sensörleri de algılayabildikleri piksel sayısı oranında kaliteli görüntü oluşturabilirler. Algılayabildikleri toplam piksel sayısına ise megapiksel denir.

Megapiksel, dijital fotoğraf makinelerinin oluşturacağı çözünürlüğü belirten bir ölçü birimidir. Bu noktada dijital fotoğraf makinesinin ışık algılayıcı yüzeyinin kalitesi de görüntü olarak kaydedebileceği piksellerin fazlalığıyla ölçülür. Günümüzde megapiksel olarak ifade edilen görüntü algılayıcı CCD/CMOS sensörlerin de bir megapiksel, bir milyon adet pikselin bir araya gelmesine karşılık gelir. Bir fotoğraf karesi teknik olarak ne kadar piksele sahip ise o kadar fazla detayı bünyesinde barındırır.

Örnek vermek gerekirse; 6400x4800 piksel çözünürlüğe sahip bir fotoğraf makinesiyle çekilen fotoğraf yatay olarak 6400, dikey olarak ise 4800 pikselden oluşur. Bu iki değer çarpıldığında ise fotoğraf makinesinin çözünürlüğü ortaya çıkar. Günümüzde kullanılan dijital görüntü formatlarının tümünde çözünürlük değeri her santimetreye düşen piksel (PPC - Pixel Per Cm) ve inç (PPC - Pixel Per Inc) olarak kaydedilmektedir. Fotoğraftaki pikseller çoğu zaman çıplak gözle fark edilmezler, pikselleri ancak dijital işleme sırasında görüntüyü büyüterek gözle görecek seviyeye ulaştırmanız mümkündür.

Sonuç olarak megapiksel, dijital fotoğraf makinesindeki bir sensörle tespit edilen dijital görüntünün kalitesini (netliğini) belirler. Bilgisayarlarda bir bayt bellek depolama biriminin en küçük birimidir, bir piksel ise bir görüntü ekranındaki veya bir gör&uum

Blog Son Eklenenler
Bölüm 8: Sayısal (Dijital Fotoğrafçılık)

Bölüm 8: Sayısal (Dijital Fotoğrafçılık)

Günümüzde önemli bir belge ve sanat formu hâline gelen fotoğraf analog fotoğrafçılık sonrası teknolojinin ilerlemesiyle birlikte çok büyük bir değişime imza atmıştır. Bu değişimi oluşturan en büyük faktör, fotoğraf makinesi ve film ayrılığının makine içerisinde bütünleştiğini, sabitlendiğini görüyoruz. Bu teknolojik gelişimle birlikte makineler içerisine film yerine, görüntü algılayıcı (sensör) dediğimiz ışığa duyarlılık gösteren ve optik olarak algılanan görüntüyü elektronik sinyallere dönüşümünü sağlayan parçalar yerleştirilmiştir. Filmin yerini alan algılayıcının makine ile bütünleşmesi, sayısal bir yazılımla desteklenmesi ve görüntünün sayısal kaydının yapıldığı bu yeni nesil makinelere Sayısal fotoğraf makinesi diyoruz. Bu makineleri kullanması analog makinelere kıyasla çok daha kolay olduğu söylenebilir. Tamamen bir bilgisayar gibi çalışır. Sonuç olarak yeni nesil sayısal fotoğraf makineleri, filmsiz/banyosuz fotoğraflarla kullanıcıyla buluşmuş, kucaklaşmış ve adına sayısal fotoğrafçılık diyeceğiniz heyecanlı bir devrin açılmasına neden olmuştur.

Devamını Oku
30.10.2024
Bölüm 7: Objektifler, Filtreler ve Yardımcı Araçlar

Bölüm 7: Objektifler, Filtreler ve Yardımcı Araçlar

Fotoğrafçılık, sadece makineyle yapılan bir sanatsal ya da teknik uğraş değil, aynı zamanda kullanılan ekipmanların doğru seçimi ve etkili kullanımıyla mükemmelleşen bir süreçtir. Bir fotoğrafçının objektifi doğru seçebilmesi ve çekim sırasında filtrelerden ve diğer yardımcı ekipmanlardan en verimli şekilde yararlanabilmesi, sonucun estetik ve teknik açıdan başarılı olmasını sağlar. Bu nedenle, fotoğraf makinesi ve yardımcı aksesuarlar hakkında teknik bilgi ve tecrübe, başarılı fotoğrafçılığın temel taşlarındandır.

Devamını Oku
30.10.2024
Bölüm 6: Karanlık Oda Tekniklerinin Tarihsel ve Teknik Gelişimi Üzerine Akademik Bir İnceleme

Bölüm 6: Karanlık Oda Tekniklerinin Tarihsel ve Teknik Gelişimi Üzerine Akademik Bir İnceleme

Fotoğrafçılık, teknolojideki hızlı gelişmelerin en derinden etkilediği alanlardan biri olmuştur. 1990'lı yıllardan itibaren donanım ve yazılım alanındaki yenilikler, fotoğrafın hem çekim aşamasında hem de üretim sürecinde köklü değişikliklere yol açmıştır. Bilgisayarlar, görüntü işleme yazılımları, tarayıcılar ve yazıcılar, fotoğrafın dijitalleşme sürecini hızlandırmış, bu süreç fotoğrafçılığın teknik üretimini kökten dönüştürmüştür. Özellikle kameraların dijital hale gelmesiyle, fotoğraf üretimi ve terminolojisi yeniden tanımlanmış; "dijital/sayısal" fotoğraf, analog tekniklerle üretilen "konvansiyonel/kimyasal" fotoğrafın yerini almaya başlamıştır. Dijital fotoğraf teknolojisinin hızla gelişmesi ve bu alanda faaliyet gösteren firmalar arasındaki rekabet, dijital ekipmanların daha erişilebilir hale gelmesini sağlamıştır.

Devamını Oku
30.10.2024
Bölüm 5: Analog Fotoğrafçılık

Bölüm 5: Analog Fotoğrafçılık

Fotoğrafçılık, tarih boyunca bilim, sanat ve iletişim alanlarında önemli bir araç olmuştur. Temelleri 19. yüzyılın başlarında atılan fotoğrafçılık, özellikle 1839 yılında Fransız Bilimler Akademisi'nde fotoğrafın icadının duyurulmasıyla büyük bir ivme kazanmıştır. Fotoğraf, teknik açıdan ışık ile yazı yazma olarak tanımlanabilir. Bu süreç, görüntünün ışığa duyarlı yüzeyler üzerinde kalıcı hale getirilmesiyle gerçekleştirilir. Fotoğraf, sadece sanatsal bir araç olarak değil, aynı zamanda belgeleme, araştırma, reklamcılık ve habercilik gibi işlevsel alanlarda da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Devamını Oku
29.10.2024
Bölüm 4: Fotoğrafın Dili: Okuma ve Kompozisyonun İncelenmesi

Bölüm 4: Fotoğrafın Dili: Okuma ve Kompozisyonun İncelenmesi

Görsel algı, insanın çevresini anlamlandırma sürecinde temel bir rol oynar. Bu başlık altında, insan gözünün ve beynin nasıl çalıştığını, bu süreçlerin fotoğrafçılıkta nasıl yer bulduğunu akademik bir yaklaşımla inceleyeceğiz. İnsan gözünün bir kamera gibi işleyişi, fotoğrafçılığın temel prensipleriyle karşılaştırılarak anlatılacak.

Devamını Oku
23.10.2024
Bölüm 3: Işık Yönetimi ve İleri Düzey Fotoğraf Çekim Teknikleri

Bölüm 3: Işık Yönetimi ve İleri Düzey Fotoğraf Çekim Teknikleri

Fotoğraf, yazılı ve sözlü tarihin yanı sıra görsel tarihin en önemli belgelerinden biri olma konumunu iki yüzyılı aşkın süredir korumaktadır. Kişisel ve toplumsal belleğimizi kayda alarak zaman içinde yeniden yorumlanmaya ve tartışmaya açılan fotoğraf, günümüz dünyasında gelişen teknolojik imkânlar sayesinde daha erişilebilir ve demokratik bir hale gelmiştir. Bu demokratikleşme, fotoğrafın sanatsal üretim süreçlerini genişletmekte, yaygınlaştırmakta ve her geçen gün daha fazla kişiye fotoğraf çekme imkânı sunmaktadır.

Devamını Oku
08.10.2024
Bölüm 2: Işık ve Renk: Fotoğraf Sanatında Temel Unsurlar

Bölüm 2: Işık ve Renk: Fotoğraf Sanatında Temel Unsurlar

Fotoğrafçılıkta renk düzenlemesi, bir fotoğrafın estetik ve duygusal gücünü artıran önemli bir unsurdur. Renklerin tonları, doygunlukları, değerleri ve birbirleriyle olan uyumları, fotoğrafın hikayesini ve mesajını iletmek için kullanılan güçlü araçlardır. Fotoğrafçılar, renklerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini dikkate alarak, yaratıcı ve etkileyici kompozisyonlar oluşturabilirler. Renklerin doğru yönetimi, bir fotoğrafın sanatsal değerini ve görsel etkisini artırır.  

Devamını Oku
04.10.2024
Bölüm 1 - TEMEL FOTOĞRAFÇILIK EĞİTİMİ

Bölüm 1 - TEMEL FOTOĞRAFÇILIK EĞİTİMİ

Fotoğraf makinelerinin çalışma prensibi, analog ya da dijital olmalarına bağlı olarak bazı farklılıklar gösterse de, temel mantık değişmemiştir. Işık, objektif aracılığıyla toplanır, diyaframdan geçer ve bir yüzey (film veya sensör) üzerine kaydedilir. Teknolojik gelişmelerle birlikte, dijital makineler daha fazla esneklik, daha yüksek çözünürlük ve kolay kullanım imkanı sunarken, analog makineler daha nostaljik bir fotoğrafçılık deneyimi sunmaktadır.

Devamını Oku
21.09.2024
T-Soft E-Ticaret Sistemleriyle Hazırlanmıştır.